Nehaber millet, bu yapay zeka dediğimiz şey her yere girdi, cep telefonundan iş araçlarına kadar. Ama hani işin içine enerji geldi mi, dur bakalım işler karışıyor. Şimdi bu yapay zeka olayı öyle kolay değil, milyonlarca veri yiyor, büyük büyük bilgisayar çiftliklerinde işlem görüyor. Bu çiftliklere veri merkezi diyorlar, bulut falan derler ama işin aslı devasa bilgisayarlar topluluğu. Bu makineler çalışmak için çok güç harcıyor, hele bir model büyükse, mesela dört milyar kedi resmiyle eğitilmiş bir yapay zeka, daha gerçekçi kedi resmi çiziyor ama enerji tüketimi de ona göre artıyor.
Büyük şirketler bu veri merkezlerini hep emlak gibi yönetmişler, herkes birazcık kullanıyordu, yetiyordu. Ama şimdi herkes yapay zekaya sarılınca, kapasite ihtiyacı katlandı, enerji kullanımı fırladı. Hatta bu kadar enerji çekince, çevre şebekelerde patlamalar, elektrik kesintileri bile yaşanıyormuş. MIT’den uzmanlar söylüyor ki, yapay zekayı saklamak, çalıştırmak için devasa bilgisayar gücü gerekiyor, yani enerji canavarı bu iş.
Yani millet, yapay zekanın sağladığı kolaylıklar, verimlilik falan güzel ama enerji hesabını da yapmak lazım, yoksa ‘yandık’ deriz. Kemerimi kapıp “Nehaber?” demeden önce düşünelim enerji faturasını, yoksa şebeke kapanır, biz de kemence başında kalırız.
Türkiye’de ise bu teknoloji henüz tam oturmadı ama gidişat hızla artıyor. Veri merkezleri ve yapay zeka uygulamaları büyürken, enerji talebi de artacak. Bu yüzden Türkiye’nin enerji altyapısını bu yeni teknolojiye göre şekillendirmesi lazım. Verimlilik ve sürdürülebilir enerji kaynaklarına yönelmek lazım ki, Karadeniz’in yeşil doğası ve enerji ihtiyacı bir arada yürüsün. Yapay zeka, eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye kadar pek çok alanda hayatımızı kolaylaştıracak ama enerji yönetimini iyi yapmak şart, yoksa fatura ağır olur ha!